Kalıplarına Sığmayan Oyun: Sevgili Arsız Ölüm - Dirmit
Pazartesi, Mayıs 27, 2019
Latife Tekin'in eşsiz eserinden yola
çıkılarak tiyatroya uyarlandı Sevgili Arsız Ölüm - Dirmit oyunu. Nezaket
Erden'in sahnede devleştiği oyunun yönetmenliğini Hakan Emre Ünal üstleniyor.
Nezaket Erden, Galatasaray Üniversitesinde Felsefe bölümünü bitirmiş üstüne
Kadir Has Üniversitesinde Oyunculuk üzerine yüksek lisans yapmış başarılı bir
oyuncu. Üniversitede bitirme projesi olarak öne çıkardığı bu oyun, bir süre
sonra tiyatroseverler ile buluşmuş. Ortaya atılan bu güzel fikir daha sonra
bambaşka hayatlara dokunmuş. Öyle ki oyunu izleyenlerin aklından bir an olsun hiç çıkmamış Dirmit karakteri.
Dirmit karakteri,
Sevgili Arsız Ölüm romanında geçen bir karakterden birisi. Oldukça
gösterişsiz ve sade bir şekilde sahneye aktarılan bu oyun dualarla başlıyor.
Dirmit yanındaki saksıyla arkadaş olmuş onu bir an olsun yanında ayırmıyor. Sahnede pijaması ve kahverengi kazağıyla bize bakan güzel birisi var. Onu tanımaya çalışıyoruz hep birlikte. Bize annesinden, babasından, hayallerinden, başına gelenlerden bahsediyor tek tek. Her şeyi büyük bir hevesle anlatıyor. Bütün bunları anlatırken içindeki çocuğu hiç soldurmuyor yüreğinde. Öyle saf ve masum ki Dirmit, ona sarılmak ve her şey geçecek demek istiyorsunuz.
Başlangıçta oyuna alışma ve tanıma konusunda biraz tereddüte kapıldım. Çünkü
tek kişilik oyunlar bir bakıma risklidir. Oyuncunun ve oyunda anlatılan konunun
çok başarılı olması gerekir. Tek başına koca sahneyi doldurmak büyük bir
yetenek ister anlayacağınız. Bu nedenle her yiğidin üstesinden geleceği bir şey
değildir bu.
Tek kişilik oyunlarda
oyuncunun yeteneği direkt olarak ön plana çıkar. Burada oyuncunun sergilediği
oyuna ne kadar hakim olduğunu ve seyircisiyle nasıl bir iletişim kurduğunu
görürüz. Nezaket Erden, yeteneği ve üstün oyunculuğu sahnesinde bizi bambaşka
diyarlara götürdü. Toprak yeme sahnesini öyle bir canlandırdı ki o toprak
yerken biz de toprak yemiş kadar olduk. Buradaki başarının sırrı yetenekten
geçiyor elbette. Bu gibi küçük ayrıntılar oyunun başarı tablosunu şekillendiren
unsurlar arasında yer alıyor. Köyden kente göç etmenin birey üzerinde yarattığı etkiyi ve bu etkinin bireyi ne derece değiştirdiğini görüyoruz oyunumuzda.
Dirmit, ataerkil ve
muhafazakar bir aileye mensup küçük bir kız. Onun gözünden köyden kente nasıl
göçtüklerini, kente ve insanlara alışma sürecini ve burada yaşadıklarını
öğreniyoruz teker teker. Hayal dünyası geniş olan Dirmit, umudun ve direncin
sembolü haline geliyor. Başına gelen masum şeyleri öyle güzel anlatıyor ki
sizde onunla birlikte kah gülüyor kah ağlıyorsunuz. Dirmit'in üç tane
birbirinden farklı abisi var. Annesi ve babası oldukça bağnazlar. Tek odalı
evde kocaman aile var olma telaşlarını sürdürürken bir yandan Dirmit'i
ehlileştirmeye çalışıyorlar kendilerince.
Bütün bu olanları
köyündeki tulumbasına anlatırken siz de onunla birlikte olayların içine
giriyorsunuz. Dirmit'in sevdaları, sevinçleri, hüzünleri, hayalperestliği, yerinde duramayışları
sizin içinize akıyor izlerken. Küçük bir kızın dünyasından görmeye
başlıyorsunuz dünyayı. Dünya o zamanlar Dirmit'e huzur vermiyor. Başta annesi
olmak üzere ailesi onun bir şeylerle ilgilenmesine asla izin vermiyor.
Dirmit'in şiir defterleri yırtılıyor, okuduğu kitaplar sobaya atılıyor,
dinlediği radyo pencereden dışarı fırlatılıyor, dayak yiyor, aşağılanıyor, dans
etti diye kötü sözler işitiyor. Aşık olmak bile yasaklanıyor. Aile baskısıyla
nasıl mücadele ettiğine tanık oluyoruz oyunu seyrederken.
Annesi Asiye oldukça
tutucu, kızına karşı oldukça baskıcı bir tiptir. Babası elinde yeşil kitabıyla
evin direğidir. Abileri Seyyit, Halit, Mahmut'un ayrı ayrı hikayelerini
dinliyoruz Dirmit'in ağzından. Her birinin farklı farklı hikayeleri var ve her
biri oldukça komik hikayelerden oluşuyor. Bu aileye baktığımızda farklılıkların
güzel bir kompozisyonu karşımıza çıkıyor.
Ben oyunu izlerken
80'ler havasına çok kapıldım. O dönemde yaşanan köyden kente göç, toplumdaki
arabesk hayranlığı gibi unsurlar kendini çok belli ediyordu. Tam bir dönem
oyunu gibiydi anlayacağınız. Dirmit'in Kır Gönlümün Zinciri şarkısıyla dans
ettiği sahneler akıllara kazınıyor adeta. Burada Nezaket Erden'in başarısına
şapka çıkarmak gerekiyor elbette. Karakteri Dirmit'i canlandırırken adeta onun
ruh haline bürünüyor tamamen. Ağlarken gülüyor, gülerken ağlıyor. Bazen
sinirleniyor, bazen çığlık atıyor, bazen deliriyor, bazen bütün bunlar başına
geldiği için üzülüyor ama yine de hayal kurmaktan ve yaşama tutunmaktan geri
durmuyor.
Dirmit karakterinin en
sevdiğim yanı öğrenmeye hevesli ve yalnızlığıyla barışık olmasıydı. Yalnızlık
onun gözünde sanıldığı kadar kötü bir şey değil aksine saksısı kepçe ile
konuşurken kalabalıklaşıyor kendi içinde. Köydeki tulumbayla derdini anlatırken
de içindeki neşeden ödün vermiyor. Kuşkuş otuyla, sokakla, ayla, yıldızla
dertleşe dertleşe unutuyor yalnızlığını Dirmit. Bütün bu olanları anlatırken de
duygudan duyguya atlıyor.
Oyunun en sevdiğim
tarafı sizi hayal kurmaya teşvik etmesiydi. Ortada kocaman bomboş bir sahne ve
çiçeğiyle bir şeyler anlatan bir oyuncu var. Anlatılanlardan yola çıkarak bir
şeyleri hayal etmek öyle güzel ki kuş kadar hafif hissediyor insan. Oyunun
tamamında anlatılanlar üzerinden hayal kurmak ve o anıları kafanızda
canlandırmak durumunda kalıyorsunuz. Eğer bunu yapmazsanız oyundan hiç keyif
almazsınız. Bu nedenle oyunu dikkatli izlemekte fayda var.
Beni en çok son
sahneler etkiledi. Özellikle Dirmit'in avazı çıktığı kadar bağırdığı sahnede
tüylerim diken diken oldu. Durduk yere bağırma değildi bu. Ruhunun ne kadar
yaralandığını ifade eden ve salonu derin bir sessizliğe gömen bir çığlıktı.
Gözümden yaş geldi o anda. Salon ölüm sessizliğine büründü o sırada. Hepimiz
için oldukça tuhaf ve unutulmaz bir andı.Sanırım oyunun en etkileyici
sahnesiydi bu. Nezaket Erden öyle gerçekçi oynadı ki sahnenin etkisinden öyle
kolay kolay kurtulamıyorsunuz oyun bittikten sonra.
Oyunumuz bizlere
ataerkil aile yapısının toplumdaki baskıcı rolünü küçük bir kızın gözünden
yansıtıyor. Aile, özgürlük, bireyselliğe karşı takınılan tavır, muhafazakarlık,
toplumsal değişimler, dinin birey üzerindeki etkisi gibi konuların önemini
vurguluyor. Küçük bir kızın hayal kurmasından rahatsız duyan bir aileden
bahsediyoruz burada. Aile dediğimiz olgu bize ne kadar yakın? Bizi gerçekten
tanıyor mu? Bizi yetiştirenlerin travmalarını mı taşıyoruz? Bütün bunlar iç içe
geçmiş kompozisyonun ürünü oluyor burada.
Dirmit'in anlattıklarına kendinizi
kaptırdıktan sonra zaman su gibi akıp geçiyor. Dirmit en yakın arkadaşınız
oluyor birdenbire. Onun anlatıklarına kahkalarla eşlik ederken buluyorsunuz
kendinizi. Şahsen son zamanlarda bu kadar güldüğümü ama aynı zamanda bu derinden
üzüldüğümü hatırlamıyorum. Dirmit kalıplarına sığmayan bir karakter. Onun bu
yaşadıkları öyle özel ve güzel ki hiç susmasın istiyorsunuz. Ben Dirmit'i çok sevdim ve onu tanıdığım için çok mutlu oldum. Son sahnede
boğazınız düğümleniyor, gözyaşlarınız içinize doğru akıyor. Dirmit sizi
duygusal bir buhranın ortasına bırakıp karanlıkta kayboluyor. Sizse oyunun
etkisinden kurtulamayıp derin düşüncelere dalıyorsunuz salondan çıkarken...
0 yorum